Göz Boyama Komisyonu!..

2009-05-04 20:18:00
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na bağlı heyet 26 Şubat 2009 tarihinde Silivri Cezaevi incelemelerinde bizim koğuşumuzu da ziyaret etti.

Dokuz aydır bir hücreye hapsedilmiş ve unutulmuş bir mapus için bu ziyaret çok anlamlıdır.

Heyet üyelerine hoş geldiniz seremonisi ve çay ikramımızdan sonra dertlerimizi anlatmaya başladık. Koğuşumuzun büyüğü olarak ilk önce Mustafa ÖZBEK ağabeyimiz konuşmaya başladı. Neden tutuklandığını ve ne ile suçlandığını bilmediğini anlattı. Yandaş medyanın kendisi hakkında yaptığı iftira ve yalan haber kampanyalarına karşılık hukuk savaşı başlattığını fakat dava ve soruşturma sürecinin gizlilik kuralını ihlal eden yayın kuruluşları hakkında savcıların neden işlem yapmadıklarını sordu. Türkiye’nin en önemli ve en büyük sendikasının Genel Başkanı olarak terör örgütü üyesi olmakla suçlandığını ama bu örgütün adının ne olduğunu hiç kimsenin bilmediğini belirterek; bu davanın savcısıyım diyerek davayı siyasallaştıran ve açıklamalarıyla yargı üzerinde baskı oluşturan Başbakan bu örgütün adını biliyorsa çıkıp açıklasın. İçinde bulunduğumuz bu durum İnsan Hakları İhlali değilse nedir? Diye sordu.

Komisyon Başkanı ve AKP’li milletvekilleri anlatılanlardan rahatsız olsalar da diğer komisyon üyeleri can kulağıyla dinlediler. Mustafa ÖZBEK söyleyeceklerini tamamladıktan sonra ben konuşmaya başladım.

Onbinlerce askerimizin ve vatandaşımızın katili olan köpeği üç kişi Türkiye’ye getirmişti ama benim evim sabahın altı buçuğunda otuza yakın polis tarafından basıldı. Aralarında kadın polis olmadığı için eşimin ve kızımın eşyalarını bile erkek polisler didik didik aradılar. Bütün bu işlemler sırasında ve işyerim aranırken de avukatımı aramama izin verilmedi. Yedi günlük gözaltı süresinde nezarethane işkencesinden sonra sorguya alındım. On iki saat süren sorgulama sırasında savcı gözlerini zor açıyordu ve ben de düşünce gücümü zorlayarak sorulara cevap vermeye çalışıyordum. Özel yaşamım ve ticari ilişkilerimin sorgulandığı mahkeme süreci birkaç dakikada sona erdi. Suçlanmadığım için kendimi savunamadım da. Tutuklanma kararımı benden önce yandaş medya öğrenmişti!

Dolayısıyla hakkımdaki iddiaların ne olduğunu ya da hakimden değil yine yandaş medyadan öğrendim! Beni tutuklayan hakim kararını bildirdikten sonra; üzgünüm sizi tutuklamak zorundayım dedi. “Neden” diye sorduğumda, “bu kadar çok subay arkadaşınızın ölmesi iyi bir şey değil!” dedikten sonra, “Askerlerden uzak durun” uyarısında bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hakiminden bu sözleri duymak kanımı dondurmuştu, beni idam etseler umurumda olmazdı! Benim dostlarım, ne tecavüzcü ABD askerleri ne de kalleş Rum subayları, uzak durmam istenilen dostlarımın hepsi onurlu, asil ve cesur Türk Subayı’dır. Yani hepsi Mustafa Kemal’in Askerleri’dir.

Yargılanan ve tutuklanan benim ama asıl suçlanan ve mahkum edilen Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğü, ulusal yapısıydı. Kendi fotoğraf makinamla çektiğim ve bilgisayarımda muhafaza ettiğim özel fotoğraflarım savcılar veya emniyet tarafından yandaş medyaya servis edilerek hedef haline getirildim.

Bilinen tüm hukuk kuralları altüst edilerek ve hiçbir somut delil ve gerekçe gösterilmeden doku ay boyunca bir hücreye kapatıldım. Bu süre içerisinde siyasi iktidarın, medyanın, AB’nin ve ABD’nin hukuksuzca saldırılarına maruz kaldım. Bütün bu insanlık dışı kuduran saldırılara karşı koyabilecek ne imkanım var ne de başvurabileceğim bir makam var! Dedim. Onlarda bana; bizim bu konuda yayabileceğimiz bir şey yok dediler!...

Maalesef, adaletsiz bir savaşın içinde hukukun bittiği yerdeyim!

Bu mektubumda kısaca yazdığım sorunlarımı anlatırken TBMM İnsan Hakları, İnceleme Komisyonu Başkanı defalarca sözlerimi keserek bunları dinlemek istemediğini belirtti. İnsan Hakları Komisyonu olarak sizler bizi ne olarak görüyorsunuz? Soruma da cevap alamadım! Ve “Şimdi sizi mutlu edecek şeylerden bahsedeyim!” diyerek sözlerime devam ettim:
Tutuklandığım için yarıda kalan tedavilerimi saymazsam, Tekirdağ F tipi cezaevindeki insanlık dışı uygulamalar nedeniyle bir gözümü kaybetmek üzereyim. Vücudumda başlayan diğer sinsi hastalıklardan ise henüz haberim yok. Hastaneye gitmek istediğinizde eziyetin en ağırını görür ve aşağılanırsınız. Tekirdağ F tipi Cezaevi’nin ve hastanenin mahkum bekletme odaları tam manasıyla köpek kulübesinden beterdir ve pislik yuvasıdır. Sağlığınız için gittiğiniz sağlığınızı kaybederek dönersiniz. Kısacası, hastaneye gitmektense hücreme acılarımı ağrı kesicilerle dindirerek geçirdim..

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı ve AKP’li Milletvekilleri bu anlattıklarımı tebessümle dinlediler! Çok mutlu olmuşlardı anlaşılan! Meclisim adına gerçekten çok utandım. Koskoca TBMM yemeklerin tadını, kantinin fiyatlarını araştırmak için Komisyon kurmuş! Bu iş için komisyon kurmaya ne gerek var? İyi bir aşçı ve sağlam bir satın alma uzmanı bu işi en iyi şekilde yapardı.

Komisyon üyesi CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder ÖZDEMİR tüm konuşmalarımızı notlar alarak ve yakın ilgi göstererek dinledi. Sayın ÖZDEMİR’in bizimle ilgilenmesinden komisyon başkanı ve AKP’li üyeler oldukça fazla rahatsız oldular. Üyeler arasında bu durumdan dolayı tartışma çıkmasına rağmen Sayın ÖZDEMİR sorunlarımızı rapor haline getirip gerekli girişimlerde bulunacaklarını söyledi.

Konuşmalarımız sırasında komisyon üyelerinden biri Tuncay ÖZKAN’ın kameralardan şikayetçi olduğunu, çok önemli ( neye göre ve bu önem nereden geliyorsa) biri olduğunu, banyoya gidip gelirken havlu ile görüntülenmesinin yayınlanmasından endişelendiğini söylemiş. Bizlerin de bu türden şikayetimiz varsa söylememizi istedi. Bende, biz önemli biri değiliz. K.. görmeye meraklı olan varsa bizim için bir problem yok. Hatta imkan ve ödenek varsa tuvalet ve banyoya da kamera takılmasını istedim.

Bunca hukuksuzluğu, ülkemin içine sürüklendiği felaketi ve milletimizin yaşadığı korku dolu sefaleti bir tarafa bırakarak yirmi dört saat beni izleyen kamera ile uğraşacak ve rahatsız olacak kadar önemli biri değilim!
Beline güvenmeyen ortalıkta havlu ile gezmez olur biter!

Yahu dışarıdakiler 24 saat izlenmiyorlar mı? Mobese denilen kameralar ile ufo’mu izliyorlar? Milletimizin tüm telefon konuşmaları, faks ve internet yazışmaları kayda alınmıyor mu?

Ülkemizi açık cezaevine getirmişler, Fetullahçıların yardımıyla yabancı istihbarat örgütleri her şeyimizi izleyip mahrem hiçbir şey kalmamışken endişelenecek neyimiz kalmış?

Sahi!.. Bizi neden Silivri’ye hapsettiler?

Neyse ne!
Elbette gün dönecek devran değişecektir. Biz dışarı çıkarız, dışarıdaki işbirlikçi beyler içeri girer! Hukuku saptırsalar da Allahın adaleti asla şaşmaz. Kötü işler yapan iyi adamlar da cezadan kurtulamaz!

Şerefli Türk işçilerinin onurlu lideri Türkmen Bey’i Mustafa ÖZBEK ve tüm koğuş arkadaşlarımın adına yüze milletimize Silivri’den sonsuz sevgilerimizi ve selamlarımızı iletiyorum.

Unutmayın; Vatanımız ve milletimiz için faydalı işler yapan herkes
Mustafa Kemal’in Askeri’dir.
Ya O’nun izinden gideceğiz ya yolunda öleceğiz!

Not: Çok değerli dostlarım yorumlarınızı arkadaşlarım periyodik olarak bana ulaştırıyorlar ve büyük bir heyecanla okuyorum. Çok değerli yorumlarınız ve bana yolladığınız mektuplarınız için sizlere kucak dolusu sevgimi yolluyorum.
Müride, buradan çıktığımda ilk fırsatta ada’ya geleceğim. Bende senin gibi bir dostum olduğu için gurur duyuyorum. İyi ki varsınız.


0
0
0
Yorum Yaz